Hala bekliyorumm..

Eskisi kadar sevmiyorsun biliyorum beni. 

Tüm mutluluklarımı satın almış bir hüzün kölesiyim diye mi? 

O gülüşlerimi kendi ellerinle hüzünlere sen vermedin mi? 

Geri döndürülemez mi artık gülüşlerim? 

Ellerin diyorum, ellerin 

hala beyaz, aynı yerde değil mi gamzelerin? 

Biliyorum, biri ya da birileri 

Kör kuyuların karanlığa alıştığı gibi bensizliğe alıştırdı seni? 

Biliyorum adım gibi sahi, adım neydi? 

Annem olsaydı daha kolay unuturdum,

Ama ölüler konuşmaz bunu ilk babam öğretmişti.. 

Güneşin karanlığa alışamayacağı gibi,

Senin olmayan hiçbir tebessüme alıştıramayacağım kendimi. 

Biliyorum adım gibi, sahi adım neydi?

 O küçük ayakların kalbini dinlemezde gelir diye,

 ellerin tekrar kapıma dokunmak isterse diye, 

Bil diye söylüyorum, 

ben her çalan kapıya sen diye koşuyorum..

                    ((ALINTI))

Başkaları için küçük kendin için büyük bir adım sende at.

 Hayal kırıklarını al, üst üste koy, yasını da tut ama durma, yıkılma, yok olma. Kabul etme sana biçileni, sana layık denileni. Hayal kırıklarını al, üst üste koy, yasını da tut ama sonra silkelen, at üzerine örtülmeye  çalışılan ölü toprağını. Sonra tüm can, kalp ve hayal kırıklarına sarıl hepsini sanata, üretkenliğe, iyiliğe, insana katkıya dönüştürmeye başla. Insanlık için küçücük, senin için kocaman bir adımla. Çok çok değer verdiğim birisi bana “Kırılanlar daha güzel ve güçlü olabilir, önemli olan bizim parçalarla ne yaptığımız” diye hatırlattı. Hepimizin can kırıklıkları var, şimdi o kırıkları alıp, toplayıp, sarıp sarmayalıp, iyileşip, kendi hayatının kahramanı olma sözü vererek bir sanat eseri oluşturma ve onu iyiye ve güzel hizmet etmek için insanlarla paylaşma zamanı. Kimse gerçekten özünde olanı senden çalamaz, alamaz, kıramaz, bozamaz, yok edemez, seni korkutamaz, yıldıramaz, susturamaz, durduramaz. 

Sen dünyanın en güzel adamısın..

Oturdum yaşadığımız günleri düşündüm. Oturdum seni,  seni ve güzelliğini düşündüm. Kirpiklerini düşündüm. Sonra ellerini, sonra gözlerini,  sonra yine gözlerini düşündüm. Yüzünü.. yüzündeki çizgileri sonra.. Sonra senin ne kadar güzel bir adam olduğunu düşündüm. Oturdum binlerce kez, milyonlarca kez şükrettim. O acı günlere rağmen. O gecelerin derinliklerine, sesizliklerine. O hıçkırıklara rağmen. Her şeye rağmen. Bak, her şeye diyorum. Her şey. Evet bana çok şey yaptın. Yapmadın mı? Yaptın. Ama sen dünyanın en güzel adamısın. Evet,  çok mutsuz ve yalnızım. Ama sen dünyanın en güzel adamısın. Hiçbir şeyin hiçbir önemi yok inan. Hiçbir şeyin hiçbir önemi yok. Sen dünyanın en güzel adamısın. Ve ben şimdi bununla da yetinebiliyorum. 

         “21:10”

..ölmemişiz de biraz yıpranmışız

Şimdi kimiz, bilmiyorum. Kiminle uyuruz… Kime sarılırız kedimizden kaçıp. Içeriz, ben sarhoş olurum. Biraz seni unuturum. Sonra kim olurum, bilmiyorum. Bir sabah uyanırım, sen kesip atılmış bir organ kadar yok olursun içimde. Adınla seslenirken şimdi her yeni doğan güne, sahi düşmek ister misin gözüm kadar dilimden de? Şimdi neredeyiz, bilmiyorum. Kimler bulur bizi… Biz kimlere ait hissederiz kendimizi. Kimin saçlarının kokusunu seversin sen? Beni kim dinlendirir göğsünde? Ve bilmiyorum, ne yapılır sana benzemeyen bir adamın sulieti süslerse hayalimi bir gece? Şimdi ne kadar uzağız, bilmiyorum. Unutuyor olmanın bir adım gerisinde, sesin ne renkti hatırlamıyorum.. Ellerin sigara sarıyor mu yine? Bir daha böyle sevilemeyecek olmanın telaşı düşüyor mu yüreğine… Sevgisine sahip çıkamamışlığın haklı utancını duyabiliyor musun? Gözlerini yumsan da sevişirken biriyle, yumabiliyor musun özlemini de? Korkmuyor musun bebeğim, bir gün senin kokunu mezara gömecek kadar çok severler beni diye? Her gün biraz daha ağaran saçlarına bak, görmüyor musun zamanın ne kısa, ömrün ne çabuk olduğunu.. Ne hızlı eskidiğini hayatın. Ertelenmeyeceğini yaşlanmanın ve unutulmanın… Anlamıyor musun? Sahi seni unutursam kim olursun biliyor musun? Kim terini siler gece yarıları elleriyle, kimin kaçıncı yarası olursun ya da kim yarasına sürer seni ilaç niyetine? Kimin düşerken tutunduğu dal olursun, kim kırar seni kurtarabilmek için kendini? Kimlerin gülüşüne tapmış olanlar, dudaklarını çürütür senin? Kimlerin hayaliyle yanmış olanlara su niyetine serpilirsin? 

Sen ki benim,

Ilk göz ağrım, ilk sevebilmişliğimsin! 

Kimin hikayesine figüran olur, benim kahraman ilan ettiğim? .

Papatyalar verin..

Felsefe hocambi adamın bi kadını sevmesi güzelliğiyle/zekasıyla alakalı değil. O kadından zekisi yok mu? tabikide var. Daha güzeli yok mu? çok var. Bunların hepsi parametre. Böyle şeylerle ölçülmez sevgi. Adamın tamda o kadını sevmesi anlatılmayacak şeylerle alakalı. Neden onu sevdiğini aslında kendi de bilmez, anlatamaz çünkü. Dilimiz sevgi gibi büyük şeyleri anlatmaya uygun değil. Kelimelerle değil sembollerle anlatılır bu. Mesela bi papatya verir kadına, o papatya zaten her şeyi anlatır’ demişti. 

Kendi kalemimden..

Hatamın bedeli bu kadar ağır olmamalıydı. Yeniden sevmek yeniden hissetmek bir o kadar mucizevi bir duyguyken aynı zamanda bu kadar da imkansız olmamalıydı. Korkarak yaşamaya alışmak için daha kaç yıl geçmeli kaç insan girip çıkmalı hayatımıza. Kaçına yaklaşmalı kaçından uzak durulmalı. Bilmiyorum… Ben dört yıldır bu duyguyla baş ederek yaşıyorum. Ve artık bu acı son bulsun istiyorum. Herkes sonsuz yolculuktan (ölümden) korkarken bir insan nasıl olurda o günü düğün günü olarak hissedebilir ki? Biliyorum bu benim sınavım ve ben bu sınavdan dört yıldır geçemiyorum.. Dostlarıma yalan  gülümsemeler umursamaz tavırlar sergilemek ne kadar güçlü olmamı göstermek bu kadar yorar mı insanı? Aslında tek dostum kağıt, kalem, yastık olacağını söyleseler gülüp geçerdim herhalde. Ben karanlıktan yalnızlıktan korkan bir insanken nasıl olurda zifiri karanlıkla dost yastıkla sırdaş olabildim. Nefes almak akciğer hastasına oksijen dolu alan sunmak kadar anlamsız. Bir kere çürümüş ciğerler her nefeste bir hançer misali acıtmaz mı canını? Ben annesinin minik kızı babasının prensesi olarak büyümedim. Kime sığınabilirim ki Rabbimden başka? Allah’ım bana bu yolda güç ver. Güç ver ki yaşayabileyim…



             28.02.2017